top of page

İNANÇ İKTİDAR VE MİMARİ: İznik Konsili Yıldönümünde Ayasofya ve Orhan İmareti

  • mimarserkanakin
  • 26 Kas 2025
  • 5 dakikada okunur

Yazının tamamını okumayacaklar için en önce söyleyelim.

Papa 14. Leo’nun ülkemize ve İznik’e geldiği 28 Kasım tarihi, miladi 1095 yılında toplanan ve Haçlı Seferlerinin İslam topraklarına yönelik saldırılarının başlatıldığı Clermont Konsili’nin son günüdür. O dönemde bu emri veren papa II. Urbanus’tur.

Türkiye’nin 29 Ekim 2004 tarihinde Avrupa Birliği Anayasası’nı ülkemiz adına imzalayan dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün imza attıkları salonda arkalarında bulunan duvardaki rölyef ise, Papa II. Urbanus’un takipçilerinden Papa II. Innocentius’a aittir.

Eğer ölmeseydi, miladi 325 yılında toplanan ve Hristiyanlığın paganlaştığı ve tüm öğretilerinin düzenlendiği 1. İznik Konsilinin toplandığı 20 Mayıs’ta İznik’e gelecek olan da Papa Franciscus’du. Ama ömrü vefa etmedi.

Ayrıca 28 Kasım tarihi 1920 yılında İznik’in Yunan’dan kurtulduğu gün olarak başka bir önemli olayı temsil etmektedir.

Bununla birlikte 1071 yılındaki Malazgirt Savaşıyla Anadolu’nun kapıları sonuna kadar Türklere açılınca Kutalmışoğlu Süleyman Bey yürüyerek gelemeyeceğiniz Anadolu topraklarında- eşkıyası var, Romalısı var, tapınakçısı var- 4 yıl içinde 1075 senesinde Nicea’ya geldi ve fethi gerçekleştirdi. Böylece Türkler Konstantiniyye’nin fethine bir adım daha yaklaşmış oldu.

Lakin yukarıda da belirttiğim gibi Hristiyanlar da bunun karşılığında Clermont Konsili sonrası I. Aleksios’un önderliğindeki bir orduyla Anadolu Selçuklularının ilk başkenti İznik’i1097 yılında Müslüman Türklerden geri aldı.

Bunun üzerine Konya’ya kadar geri çekilen Türkler İznik’e geri dönüşlerini ancak Sultan Orhan Gazi döneminde sene 1331’de gerçekleştirmiş oldu.   

Anlayacağınız bu savaşlar insanlık tarihi boyunca milletler ve dinler arası devam etmiş olup hedefler ne kadar gizlense de hiçbir zaman bitmeyecek bir mücadele alanıdır.

Bununla birlikte Konstantiniyye’nin fethinin Nicea’dan geçtiğini bilen Sultan Orhan Gazi; Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması mücadelesi kapsamında İstanbul’un fethi amacının hazırlıkları doğrultusunda önemli bir aşama olarak İznik Konsülünün miladi 1000. Yılına denk gelen zamanda 1325 senesinde İznik Orhan İmaret Camii’ni inşa ettirmiştir. Açların doyurulduğu, fakirlerin donandığı, hastaların iyileştirildiği, yolda kalmışların konakladığı bir yapı olan Orhan İmareti, doğrudan sanat gailesi düşünülmeden hızla inşa edilmiş bir yapı olarak döneminin ve tipolojinin ilk örneği olup 16. Yüzyılda Evliya Çelebi tarafından “garib bir yapı” olarak nitelendirilmiştir. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan yapı uzun yıllar yıkık ve metruk halde bulunmaktaydı. Hiçbir kamu kaynağı harcanmadan yapılan yoğun ve özverili 3 yıllık bir gayret sonucunda “rölöve restitüsyon ve ihyası amacıyla rekonstrüksiyon projesi” 27.08.2025 tarih ve 14551 sayılı Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunda onaylanmıştır.

Osmanlı Devleti’nin kurumsallaşma adımlarının atıldığı İznik’te, Türkiye Yüzyılının heyecanını yaşadığımız bu zamanda, İznik konsülünün 1700. Yılının kutlanacağı günlerde İznik Orhan İmareti’nin ihyasına yönelik rekonstrüksiyon çalışmasının bir an önce başlaması ve hem İznik’e gelecek ziyaretçilere hem de tüm dünyaya Müslüman Türk’ün varlığının ve zinde duruşunun devam ettiğinin bir nişanesi olarak gösterilmesi gerekir. Dolayısıyla söz konusu İmaretin ihyası, mimarlık tarihimizin ve medeniyet iddiamızın önemli bir mihenk taşı olacaktır.  

Bu durum Türk Devlet aklının derin bir meydan okuması olarak önemlidir. Dolayısıyla iyi bir planlama ile söz konusu yapının ihyasının gerçekleşmesi çok büyük önem arz etmektedir.

Bu ihya çalışmalarının Konsül kutlamalarının yapılacağı günlere denk getirilmesi mesajı uzun bir süredir ilgili ve gerekli tüm kurum ve kişilere iletilmiş ama sonuç alınamamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devleti olarak çağdaş dünya ile birlikte çalışma ve uyum çerçevesinde uluslararası kurumlar nezdinde birçok sözleşmeye imza koymuş ve bu çalışmaları bugüne kadar uyum içinde yürütmüştür. Bileşmiş Milletler, UNESCO, ICOMOS, NATO, UNİCEF, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi gibi kurumlar bunlardan bazılarıdır. Paralel yasalar olarak bilinen birçok konu da bu çerçevede mevzuatımıza girmiş ve hukuk normu içinde uygulama alanı bulmaktadır. Bu kapsamda konumuz ile ilgili olan UNESCO ve ICOMOS ile tarihi yapıların korunması hususunda yürütülen ortak çalışmalar ve imzalanan anlaşmalar bulunmaktadır.

Bu kapsamda hepimizin ortak değeri olan ve uzun süre müze olarak kullanıldıktan sonra camiye çevrilmesi Müslüman Türk olarak bizlerin büyük hayali olan Ayasofya Camii’nin restorasyonu için yapılan çalışmalar büyük tartışmalar çıkmasına sebep olmuştur.

Toplumsal barış ve mutabakatın maalesef kaybolduğu ve sözün hiçbir değerinin olmadığı, söylenince fitne sayılan susunca da helak olacağımız şu günlerde, ilgisiz olan herkesin konuştuğu ancak ilgili ve yetkili hiç kimsenin ağzını bıçak açmadığı bir ortamdayız. Bu durumun iyiye ve güzele dair umutları körelttiği bir durumda HAK için doğruları savunmak boynumuzun borcudur.

Bu sebeple;

Doğrusunu söylemeye çalıştığımız her türlü kamu konusunda emir yukarıdan geldi yaklaşımını doğru bulmuyorum.

Ülkemizde Koruma Kurullarının Kültür Bakanlığı tarafından seçilen ve yönetilen böylece adeta idari bir memuriyet haline getirildiği ve statüsü ile kalitesinin düşürüldüğü bir ortamda doğru koruma ve restorasyon kararlarının çıkmasının imkânsız olduğu ortadadır.   

Deprem ve aciliyet bahane edilerek mevcut mevzuat ve teamüllerin dışına çıkılan ve nispeten yukarısının emir ve sözlerine uyum sağlayan akademik kadrolardan kurulan Bilim Kurullarından doğru ve gerçekçi bir karar çıkmasını beklemek beyhudedir.

Restorasyon proje süreçlerine hiçbir önemin verilmediği bir ortamda bir de proje süreçlerinin uygulama aşaması ile birleştirilerek müteahhitlerin yetki ve kontrol alanına dahil edilmesi kısa ve orta vadede telafisi imkânsız zararlar ortaya çıkaracaktır. Bu böyle biline.

Restorasyon uygulamalarında göz göre göre yanlış malzemelerin kullanıldığı ve detayların uygulandığı bir durumda akademik camianın ve ilgili bazı kurumların bunlara onay verdiği bir durumda yapılar çok büyük zarar görmektedir ve buradan geri dönülmesi neredeyse imkansızdır.

Ayasofya Camii gibi çok önemli bir varlığımızın restorasyon sürecinde kurulan Bilim Kurulunun bazı üyelerinin istifa ettiğini konu uzmanı ve ilgilisi çok azımız bildiği bir durumda geri kalan üyelerle bu kadar zor ve önemli kararlara varılmasının nasıl yanlış uygulamalar ortaya çıkardığını ve bu durumu topluma anlatmanın zorluğunu ilgili sorumlu bürokrasinin yaşadığını maalesef görmekteyiz.  Buradaki derdimiz bürokrasi değil eserin kendisidir.

Ayasofya Camii’nin içine “VİNÇ GİREMEZ”. Hiçbir bahane bu durumu bize kabul ettiremez. Vincin içeri girmesi sadece zemin yükü meselesine indirgenemez.

Ayasofya Camii zaten aceleye getirilmiş siyasi bir karar ile açıldı. Dolayısıyla hazırlıksız bir şekilde yürütülen çalışmalar sebebiyle ziyaret şeklinden tutun birçok konuda bitmeyen tartışmalar yaşandı. 24 Temmuz 2020 tarihinden itibaren camiye çevrilen ve yoğun bir insan trafiğine maruz kalan yapı 100 yılda göremeyeceği zararı 5 yılda maalesef gördü. Not: açılışla ilgili görüşümü yukarıda “hepimizin ortak değeri olan ve uzun süre müze olarak kullanıldıktan sonra camiye çevrilmesi Müslüman Türk olarak bizlerin büyük hayali olan Ayasofya Camii” şeklinde düşündüğümü belirtmiştim.

Bu tür yanlış uygulamaların ICIMOS ve benzeri diğer kuruluşlar nezdinde imzaladığımız bağlayıcı uluslararası sözleşmeler sebebiyle ülkemizi sıkıntıya sokacağı unutulmamalıdır.

Dünya ve Türkiye ölçeğinde birçok sıkıntı yaşadığımız bu günlerde milletimiz ve ülkemiz adına büyük bir açık pozisyon doğuracak bu tür meseleleri toplumsal mutabakat ve devlet aklı ile çözmemiz gerektiği ortadadır.

Anadolu toprakları üzerindeki bin yıllık hayal ve planlarının bitmediğini bildiğimiz Küresel Akıl ve Hristiyan Batı dünyasının her hamlesini bilerek ve planlı attığını yazının başında tarihlerden örnekler vererek ispat ettiğimiz bir durumda kültürel bir karşı hamle olarak İznik Orhan İmareti’nin ihyasına yönelik proje çalışmalarında ne kadar çok acı çektiğimizi ve zorlandığımızı, dolayısıyla sürecin ne kadar çok uzadığını yakınımızdaki herkes bilmektedir. Bari İznik Orhan İmaret Camiinin rekonstrüksiyon çalışmaları bir an önce başlasa ve acımız ve kırgınlığımız bir an önce bertaraf olsa.

Bu sebeple İznik Orhan İmaret Camiinin proje Müellifi ve söz konusu restorasyon proje sürecini en başından itibaren yürüten biri olarak bu bilgilendirmeyi yapmayı bir sorumluluk addederek bu sürece dair her türlü katkıyı sağlayacağımı ve üzerime ne düşerse yapmaya hazır olduğumu beyan ederim.

Ayasofya Camii

İznik Orhan İmareti


 
 
 

Yorumlar


(0212) 532 30 39

©2022 by Mimar Serkan Akın

bottom of page