top of page

Hayalimdeki Sosyal Konut

  • mimarserkanakin
  • 22 Ağu 2022
  • 5 dakikada okunur

Aslında hayalimdeki ev demek istedim.

Hani küçük çocukların resimlerde çizdikleri tek katlı, çatılı, kare pencereli, kapısı ortada olan bahçeli evleri kast ediyorum.

Yanında çocukların ip atladığı, köpek kulübesinin olduğu evler.

Gerçi çocuklar epeydir öyle evler çizmeye devam ediyor mu onu da bilemedim şimdi.

Çünkü çocukların birbirlerine aktardıkları hayallere ve oyunlara bile gem vurulur oldu artık.

İp atlamanın, topaç çevirmenin ya da uçurtma uçurmanın mutluluğunu yaşamadan büyüyen çocuklar var etrafımızda maalesef.

Çünkü artık çocuklar evlerde büyümüyor.

Büyükleri onları çocukça büyüyecekleri evlerde yaşatmıyor.

Peygamber efendimiz, her gün 5 kere yöneldiğimiz Kâbe’nin içindeki Lat, Uzza ve Menat putlarını yıktıktan 14 asır sonra yeni bir put olan “Rant” ortaya çıktı. Son zamanların revaçta putu olan Rant’a tapanların çok fazla olduğu günümüzde aynı eski zamanlarda Kâbe’nin içindeki putlar gibi evlerimiz de yeniden putlarla doldu ve ev olmaktan çıktı.

Aynı Kâbe gibi hayatımızın merkezinde olması gereken evlerimiz artık; konut oldu, villa oldu, rezidans oldu. Hatta güvenlikli lüks site oldu.

Peygamber efendimiz nasıl Kâbe’yi putlardan temizleyip onu yönelinecek bir mâbed yaptıysa bizim de evlerimizi rant putundan kurtarıp onu aslına döndürmeliyiz.

Peki evlerimiz nasıl olmalı ve hayalimizdeki ev nasıl bir şeydir?

Bu arada şunu belirtmeliyim ki bu boş bir hayal değil sadece 40 yıl öncesine kadar herkesin gerçekleştirebildiği bir durumdu.

O yüzden sakın kimse bu konuda ümitsiz olmasın.

Benim çocukluğumda ev almaktan değil ev yapmaktan bahsedilirdi.

Ev satılık bir şey değildi. Dolayısıyla birilerinin satmaya kalktığı ya da fiyatı artsın diye beklediği; birilerinin de alayım, dursun, değeri artınca elimden çıkarırım, bu arada kiraya veririm dediği bir durum yoktu ortada.

İnsanlar ülkemizin farklı şehirlerine dengeli bir şekilde dağıldığı için ortada bir sıkışıklık yoktu. Etrafta da bolca boş arazi olduğundan uygun şartlarda bir arsayı bulmak çok kolaydı.

Ev yapmak için bir arsaya bakıldığında o arsanın manzarasından çok etrafındaki komşulara bakılır, tanıdık ve akrabalara olan yakınlığına dikkat edilirdi.

Ev yapma geleneği ve evi kolayca inşa etme şartları herkesin gözü önünde ortalıktaydı.

Bir evi yapmak için lazım olan güvenilir ve tecrübeli ustaları bulmak çok kolaydı.

Ev yapmak için bu kadar çok evraka, prosedüre, harç ödemeye gerek yoktu.

Ustalarla götürü ya da yevmiye anlaştıktan sonra evin bireyleri olarak ustanın belli işlerine yardım ederek maliyeti düşürebilirdiniz.

Örneğin tuğlaları ya da fayansları ilgili kata çıkararak o malzemeleri taşıyacak işçinin maliyeti cebinizde kalırdı.

Birisi bir ev yapacaksa tüm akrabaları ya da arkadaşları o kişiye borç para verir ve lazım olan maliyetin bir kısmı zamana yayardı.

Evi inşa etmek için gereken malzemeler ve teknik, gelenekseldi. Öyle yüksek teknoloji, büyük kazı makineleri, vinçler, mühendislik hesapları gerekmezdi. Çünkü yapılan şey “ev” idi ve çok büyük şeyler değildi. Öyle büyük hafriyatlar, çok yüksek katlar, özel işlem gereken detaylar yoktu ortada.

Zaten bir ailenin yaşayacağı bir ev ne kadar büyük olabilirdi ki.

Sonuçta ev yapmak, taşları üst üste koymak ve tahtaları üst üste çakmakla bitirebileceğiniz kadar basit ve kolay bir iştir.

Aynı atamız Âdem AS’ın yaptığı gibi.

Bundan binlerce yıl önce, ilk başta, insanlık baz alındığında zamanın başlangıcında yani.

Bildiğini bilen bizlerin en başında yaptığı gibi.

Kelimelere ve kavramlara dair her şey kendisine öğretilen Atamız Âdem AS, yeryüzüne indirilince önce Havva anamız ile nikâh kıydı sonra yeryüzündeki ilk mâbed ve ev olan Kâbe’nin inşasına girişti.

Sonra evlatlarıyla birlikte ihtiyaç olan şeylerden üretti evin etrafında. Sonra onları lazım olanlarla değiştirmek (satın almak veya ürettiklerini satmak) için “Pazar” kurdu.

Kendisinden sonra gelen Ulû'l Azm peygamberler de aynı sünneti devam ettirdi insanlık tarihi boyunca.

Yani:

Sözleşme-nikâh yapma,

Evin-mabedin inşası ve

Pazarın kurulması

şeklinde örneklik oluşturan sünnetler, sürekli amaçlanan, uygulanan ve tekrar edilen bir gerçek olarak ortada durmaktadır.

Bunu da “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat Suresi 13. Ayeti) emrettiği için bu şekilde gerçekleştirdiler.

Bu şekilde temiz bir hayat yaşadılar ve sosyal adaleti sürdürdüler.

Şimdi, okuyanları geçmişe götüren bir hayale soktuğumuz yazımızın başında belirttiğimiz gerçekler bile yakın bir zamanı ve olması gerekene kıyasla içinde bozulmalar içeren bir durumu anlatır.

Bundan önceki birçok yazımızda anlattığımız yakın zamana ait nostaljik durumlar inanın tavşanın suyunun suyu mesabesindedir.

1903’teki ilk betonarme apartmanın yapılışında başlayan bozulmadan sonra, geleneğe ve olması gerekene dair son çırpınışlardır yani.

Tüm bu bilgiler ortada dururken “insanın müstakil bir evinin olması” niçin gerçekleşemeyecek bir hayalmiş ya da geçmişte kalmış bir hikâye gibi görülmektedir?

Şu an için insanların hayallerindeki eve ulaşması imkânı bilinçli bir şekilde yok edilmiş ve insanların ümitleri kırılmıştır.

Olması gerekene ulaştığımızda ya da geçmişte yaşanan doğru örneklikleri yeniden yaşama imkânı yakaladığımızda duyacağımız haz ve huzur benim burada tarif edeceğimden çok daha fazladır.

Peki, sosyal konut nasıl olmalıdır?

Bir kere “Sosyal Konut” dediğin herkesin basit ve kolayca elde edeceği bir şey olmalıdır.

Hani ayetlerde “içlerinde huzur bulacağımız meskenler” den bahseder ya onun gibi.

Geniş bir ev, iyi binek ve iyi bir eş” in müminler için huzur kaynağı olduğunu belirten hadiste olduğu gibi.

“İslâm hukukunda mesken nafaka yükümlülüğünün bir parçası olarak eş, çocuklar ve belirli akrabalara karşı teminle yükümlü bulunulan mekân olması sebebiyle önem taşır. Evli kadın kocasından, belli bir yaşa kadar çocuklar ve evli olmayan kızlar babalarından, diğer nafaka alacaklıları da nafaka yükümlüsü yakın hısımlarından belirli şartlarla mesken talebine hak kazanırlar.” (TDV İslam Ansiklopedisi Mesken bahsi)

Buradan şunu da anlıyoruz ki “konut” kavramı, istediğimiz ve olması gereken durumu karşılamamaktadır.

Olması gereken, evlilik kelimesi ile aynı kökü paylaşan “ev” kavramı olmalıdır.

Ev, kişinin eşiyle birlikte yapabildiğidir.

Tüm bu gerçeklerin ortaya koyduğu bir şey var ki o da bizim helâl bir şekilde bir meslek güderek geçinmemiz, nikâh yoluyla evlenip çoğalmamız, o evliliğin en güzel şekilde sürdürülebilmesi için de bir evimizin olması gerektiğidir.

Bu evin bizi huzura erdirecek bir vasfının olması esas olandır.

Bunun içindir ki evin; basit ve kolay inşa edilebilmesi, yerel malzemeye, örfi bilgiye ve iklime uygun olması, kışın üşütmemesi, yazın terletmemesi gerekir. Aynı şekilde, masraf sebebi değil geçim kaynağı olması, sahip olmak için faizli borç yüküne girilmemesi, teknolojik zorluklardan uzak, ağır inşa teknikleri gerektirmemesi şarttır.

Bununla birlikte komşuluk yapılabilen, bahçesinde çocukların oynayabileceği, kümesteki horozun sabah namazına uyandırdığı, bahçesinde evcil hayvanlar meyve ağaçları bulunan, misafir ağırlanabilen, mahalledeki ihtiyaç sahiplerinin mutlu edildiği, ezan sesinin etrafı süslediği, kuşların öttüğü, börtü böceğin uçuştuğu, çarşıya çok kolay gidip gelinebilen bir konumda olması ve bunun gibi birçok güzelliği barındırması gerekmektedir.

Böyle bir evin asla betonarme inşa edilmemesi gerekir.

Kimsenin kimseyi tanımadığı ve kat mülkiyeti üzerinden zorunlu ortak olduğu apartman, zaten doğru bir çözüm değildir.

Apartman olduktan sonra ister üç kat ister on üç katlı olsun hiç fark etmez.

Gelecek soruları bildiğim için peşinen şunu da söyleyeyim ki herkesi İstanbul’a sığdırmak zorunda değiliz.

Zaten bilin ki hepimiz İstanbul’a sığmıyoruz.

Aslında esas sorun İstanbul’a sığıp sığmamak değil, Anadolu’nun boşaltılması ve seyreltilmesidir. Öyle ki bu durum, “gelin burayı işgal edin ve siz yaşayın” demektir.

Hâlbuki Anadolu topraklarının genişliği ve bereketi 400 milyon insanı dünya standartlarında barındırmaya ve doyurmaya yeterlidir.

Bu şekilde bile ülke arazisinin sadece %12,5’i imara açılmaktadır.

Tüm bu bilgiler ışığında yapılması gerekenler ise şöyledir:

EV, ticari bir meta (alınan ve satılan) olmaktan çıkarılmalıdır.

EV YAPIMI için geleneksel teknik ve malzemenin önü açılmalıdır.

Ülke topraklarına dengeli bir şekilde yayılım için STRATEJİK YERLEŞİM PLANLAMASI yapılmalıdır. Bu planlamanın klasik imar planı olmadığını baştan söylemeliyim.

Bununla birlikte her şeyi ve her yeri planlayalım yanlışından vazgeçmeliyiz.

İMAR YOĞUNLUĞUNDAN ve kentlerin genişletilmesinden ACİLEN VAZGEÇMELİYİZ.

EV YAPIMINI yüksek teknolojik bir süreç olmaktan çıkarmalıyız. Nedir o yüksek vinçler, kamyonlar, kazı aletleri, hafriyatlar? Bizim öyle bir müteahhitlik hizmetine ihtiyacımız yok! Biz başımızı sokacak bir ev istiyoruz alt tarafı. Taştan, topraktan ve tahtadan evler bize yeter.

EV YAPIMININA dair bu yüksek teknolojik yaklaşım bizi çok büyük sermaye ihtiyacına ve finansal operasyonlara maruz bırakıyor. Hal böyle olunca da konu ile hiç alakası olmayan BANKALAR devreye giriyor ki geçmiş olsun. Ondan sonra olan bize oluyor. En azı 10 yıldan başlayan 20 yıllık faizli kredili banka borçları… Düşünün bir insan, ömrünün çok büyük bir kısmını faizli borç yükü altında geçiriyor. Bu kendi kendimize yaptığımız nasıl bir zulümdür Allah’ım?

Evlerimizi birlikte yapacağımız MİMARLARI buna göre yetiştirmeliyiz.

Evlerimizi yapacak USTALARI el üstünde tutmalıyız. Maalesef sayıları ve etkinlikleri gitgide azalıyor ve bu hiç iyi bir şey değil.

Biz sadece bu ülkede doğduğumuz, bu ülke vatandaşı olduğumuz, yasalara uyduğumuz, çalıştığımız, ürettiğimiz, ailemizin olması ve temiz hayaller beslediğimiz için evimizi yapabileceğimiz bir süreç, arsa ve imkân istiyoruz. Bu kadar kolay ve basit istediğimiz şey.

Gelişmiş ülkelerin çoğu inanın böyle yapıyor.

Bizi bize bırakırsanız biz kendi evimizi el birliğiyle yaparız.

Şunu bilin ki ev yapmak, taşları üst üste koymak ve tahtaları üst üste çakmakla bitirebileceğiniz kadar basit ve kolay bir iştir çünkü.

 
 
 

1 Yorum


ilker_kuzlu
29 May 2023

Serdar bey, dediğiniz gibi insanlar 250 yıldır tam bir dönüşüme maruz kaldı. Bunu tek seferde geriye çevirmek zor. O halde örnek mahalleler kurmak bana daha mantıklı geliyor. acaba bir vakıf kurarak her ilimizde küçük bir Türk evi mahallesi projesi yapılabilir mi? Bir çok belediyemiz bu örnek projeye yardım edecektir. Hatta şehircilik bakanlığı bile…

Beğen

(0212) 532 30 39

©2022 by Mimar Serkan Akın

bottom of page